1890’da Kurulan Kural: Ön Motor, Arka Tahrik
Araçta kullanılan Daimler lisanslı benzinli motor, nispeten küçük hacmine rağmen düzenli ve sürekli güç üretmesiyle dikkat çekerken, zincirle sağlanan aktarma sistemi, gücün daha kontrollü biçimde tekerleklere iletilmesini mümkün kılmış, böylece otomobil ilk kez yalnızca hareket eden değil, yönetilebilen bir makine haline gelmiştir. Type A’nın gövdesinde ahşap, metal ve pirinç detayların birlikte kullanılması, hem dönemin zanaatkarlık anlayışını hem de sanayi ile estetiğin henüz ayrışmadığı bir çağın ruhunu yansıtır; yüksek oturma pozisyonu, dik direksiyon kolonu ve açık kabin yapısı, sürücünün makineyle neredeyse yüz yüze geldiği, hızdan çok farkındalık gerektiren bir sürüş deneyimi sunar.
Panhard et Levassor’un bu modeli, aynı zamanda otomobilin yarışlarla gelişeceği fikrinin de temelini atmış, markanın daha sonraki yıllarda katıldığı erken dönem otomobil yarışları, mekanik dayanıklılığın ve mühendislik disiplininin önemini tüm Avrupa’ya göstermiştir; bu nedenle Type A, yalnızca bir başlangıç modeli değil, otomobil sporlarının ve performans kavramının da habercisidir. Bugün modern otomobillerin kaput altında sakladığı düzen, sürüş dengesi ve mekanik mantık, doğrudan Panhard et Levassor Type A’nın cesur tercihleriyle şekillenmiş, bu araç otomobil tarihine “ilk doğru düzen”i kazandırarak, karmaşadan kurala, denemeden sisteme geçişin simgesi haline gelmiştir.

Yorumlar
Yorum Gönder